İçeriğe geç

Yeni Oyuncağımız Clubhouse ve Clubhouse 101

2021’in başlamasıyla birlikte pandemiyi falan unuttuk, işimiz gücümüz Clubhouse oldu. Bu yazımda 5 maddede şunları bulacaksın;

  1. Clubhouse Nedir? Nasıl Kullanılır?
  2. Güncel Kullanıcı Sayıları ve Logonun Hikayesi
  3. Clubhouse Neden Popüler Oldu?
  4. Üç Haftalık Clubhouse Deneyimim (Kullanıcı ve Moderatör Olarak)
  5. Clubhouse Nereye Gider, Neye Evrilir?

Bu makaleyi hem aşağıda okuyabilir, hem de her Pazar yeni bir bölüm yayınladığım Bedava Fikir adlı podcast’imden dinleyebilirsin: Bedava Fikir 11. Bölüm: Yeni Oyuncak Clubhouse ve Zaman Yönetimi

CLUBHOUSE NEDİR? NASIL KULLANILIR?

No alt text provided for this image

Clubhouse, 2020 yılında Alpha Exploration tarafından başlatılan, yalnızca davetiyeyle girilebilen ses odaklı bir sosyal ağ uygulaması.

Kurucuları eski Google çalışanları olan Rohan Seth ve Paul Davison. Bu arada Paul, aynı zamanda Highlight diye bir uygulamayı da hayata geçirip 2016’da Pinterest’e satmış. Yani bu ilk tecrübeleri değil.

Diğer tüm sosyal ağlardaki gibi Clubhouse’da da bir profilin var, profil fotoğrafını yüklüyorsun, hakkında kısmını dolduruyorsun, insanları takip ediyorsun ve insanlar da seni takip ediyor.

Artık her şeyi paylaşabiliyor olsan da; örneğin Twitter ilk çıktığında sadece metin paylaşabiliyordun ve 140 karakter sınırı vardı. Benzer şekilde Instagram ilk çıktığında sadece fotoğraf paylaşabiliyordun.

Clubhouse’da ise sadece sesini paylaşabiliyorsun. Ve en can alıcı noktası da tam burası; bir podcast’ten farklı olarak canlı konuşmak zorundasın. Ses kaydı yükleyemiyorsun ve konuşulanları yasal olarak kayıt edemiyorsun.

2000’lerin hemen öncesinde MIRC diye bir chat platformu vardı, belki hatırlıyor ya da biliyorsundur. Oradaki sanal odalarda sadece metin yazarak insanlarla konuşurduk. Genelde rumuzlar üzerinden konuşulurdu ve gerçek isimlerle girilmezdi. Odaların moderatörleri olurdu ve istemediklerini veya koydukları kurallara uygun davranmayanları odadan atarlardı. En çok insanın olduğu odalar İstanbul ve Zurna odalarıydı örneğin.

MIRC örneğini neden verdim, çünkü Clubhouse bu yapıya çok benziyor. Yine odalar var, ama bu odalar biraz konferans ortamını andırıyor. Ama konferanstan farklı olarak 3 aşamalı bir yapı var;

  • İlk aşamada; bir sahne var, sahnede odayı oluşturanlar, moderatörler ve konuşmacılar var.
  • İkinci aşamada; sahnedekilerin takip ettiği kullanıcılar görünüyor.
  • Üçüncü aşamda ise; sahnedeki kimsenin (moderatörler, konuşmacılar vb.) takip etmediği kişiler var.

Moderatörler, tüm dinleyicilerden (ister ikinci aşama, ister üçüncü aşama olsun) el kaldıranları konuşmacı olarak sahneye alıp söz verebiliyorlar. Tahmin edebileceğin üzere moderasyon çok önemli. Sahnedeki herkes aynı anda konuşmaya çalışırsa kaos oluyor malum. Burada kritik bir konu; herkes konuşmacıların sadece canlı olarak sesini dinleyebiliyor, herhangi bir görüntü vesaire yok yani.

Odanın büyüklüğüne göre değişmekle birlikte gözlemlediğim kadarıyla genelde aynı anda sahnede en fazla ortalama 9-10 konuşmacı oluyor. Daha büyükçe bir kitle de, bu konuşmacıların takip ettikleri ve aşağıda görünenler. En büyük kitle ise konuşmacıların takip etmediği diğer dinleyiciler. Bu arada Clubhouse’da şimdilik bir odada aynı anda en fazla 5 bin kişi olabiliyor.

GÜNCEL KULLANICI SAYILARI VE LOGONUN HİKAYESİ

No alt text provided for this image

Clubhouse’un Türkiyede’deki kullanıcı sayısı ile ilgili henüz bir bilgimiz olmasa da, tahminimce Türkiye’deki kullanıcı sayısı 100.000’i geçmiştir. Dünya çapındaki sayılar ise şu şekilde;

Mayıs 2020: 1.500 Kullanıcı

Aralık 2020: 600 Bin Kullanıcı

Ocak 2021: 2 Milyon Kullanıcı

Şubat 2021: 6 Milyon Kullanıcı

Benim tahminim Clubhouse’un birkaç ay içerisinde dünya çapında 50 Milyon Kullanıcı bandını geçeceği yönünde. Tabi bir yandan da bunu söylemek için erken, birlikte yaşayıp göreceğiz 🙂

Clubhouse’un logosu; özellikle Türkiye’de pek kimsenin konuşmadığı bir nokta. Bu nedenle de biraz şaşırdım açıkçası. Clubhouse uygulamasının logosunda bir insan yüzü var, gerçek bir insanın yüzü. Bu herhangi bir uygulamada pek görmediğimiz bir durum. O kişi bir müzisyen, adı da Bomani X.

Peki neden Bomani’nin fotoğrafı var Clubhouse logosunda? Çünkü Clubhouse’un biraz farklı bir yönetim şekli var ve belirlediği bazı kriterler içerisinde yüksek etki gösteren kişileri uygulamanın yüzü yapabiliyor. Bomani’nin uygulamanın yüzü olmasının sebebi, uygulamadan oluşturduğu ve her Çarşamba yayınladığı “Cotton Club” adlı bir Program.

Peki Cotton Club nedir? 1923 ve 1940 yılları arasında New York’ta faaliyet gösteren bir gece kulübüymüş. Özelliği ise, Duke Ellington ve Louis Armstrong gibi dönemin bir çok önemli siyahi sanatçısına ev sahipli yapmış olması. Şuradan daha fazla detaya ulaşabilirsin: https://en.wikipedia.org/wiki/Cotton_Club

Bomani’den önceki Clubhouse yüzü ise, Espree Devora’ymış. O dönem ben de henüz Clubhouse’da değildim. Espree Devora da, “The Girl Who Gets It Done” yani “İş Bitirici Kız” gibi Türkçe’ye çevirebileceğimiz bir podcast yayıncısı.

Clubhouse bu durumu bir motivasyon olarak kullanacak mı, Google’ın özel günlerde ülkelere özel yaptığı gibi farklı doodle yani grafikler üretecek mi bunu göreceğiz. Ama şimdiye kadar yaptıkları nedeniyle benim beklentim açıkçası bu yönde.

CLUBHOUSE NEDEN POPÜLER OLDU?

No alt text provided for this image

Şimdi gelelim asıl mevzuya… Clubhouse neden bu kadar popüler oldu?

1- FOMO

Muhtemelen biliyorsundur, FOMO diye bir konsept var. “Fear Of Missing Out”un ilk harflerinden oluşan bir kısaltma. “Bir Şeyleri Kaçırma Korkusu” olarak Türkçeye çevirebiliriz. Özellikle modern zamanda bilgi akışının astronomik düzeylere gelmesiyle birlikte gelişen bir durum bu. Biliyoruz ki dışarıda sürekli akan bir dünya var, ve onun içerisinde yer almazsak bir şeyleri kaçırdığımız duygusuna kapılıp mutsuz oluyoruz. Televizyonun tek kanallı olduğu dönemlerde, ki o dönemleri hatırlamasam da o deneyimi anlayabiliyorum, akşam herkes aynı şeyi izlediği için diğer gün işte, okulda veya bir tanıdığınla telefonda o konu hakkında rahatça konuşabiliyordun. Eğer önemli bir dizinin olduğu gün veya akşam, o diziyi izleyemediysen diğer gün kendini eksik hissediyordun, çünkü muhabbete katılamıyordun ve tabir-i caizse dışlanıyordun.

Bir de şimdiyi düşünsene, on binlerce film, milyonlarca video, milyarlarca adet sosyal medya postu… Hangisini takip edip, hangisi hakkında bilgin olmazsa dışlanırsın artık bilmen ve algılaman çok daha zor. İşte bu yüzden bu FOMO dediğimiz durum artık çok daha fazla hayatımızda.

Peki bunun Clubhouse’la ne alakası var? FOMO’daki bu kıtlık bilinci, Clubhouse’un ana yayılma politikalarından biri. Sadece belirli bir kitlenin özel davetiye ile girebildiği bir kulüp. Türkiye ve dünyada buna benzer gerçek mekanlar vardı ama pandemiyle birlikte artık onlardan da söz etmek pek mümkün değil. Özel bir kodla girerdin o kulüplere veya bir tanıdığın olması gerekirdi, öyle damsız girememekten falan bahsetmiyorum. Clubhouse’da tam olarak bu mantıkla ilerliyor şu an.

Clubhouse’a;

1- Sadece iOS işletim sistemine sahip cihazlar (iPhone ve iPad) sahipleri girebiliyor.

2- iPhone sahibi olman yetmiyor, bir arkadaşının uygulamayı kullanıyor olması ve sana davetiye göndermesi gerekiyor.

3- Eğer davetiyen yoksa bekleme sırasına giriyorsun ve eğer bir arkadaşın seni içeri almazsa, tahmin edebileceğin gibi sıra sana gelmiyor 🙂 Berlin’deki bazı kulüpler gibi.

4- Arkadaşının seni davet edebilmesi için cep telefonu numaranın onda kayıtlı olması ve o numara ile Clubhouse’a kayıt olman gerekiyor. Yani mail adresi falan yok.

5- Herkesin belirli sayıda davetiyesi oluyor, yani davetiyen bitince bitiyor. Belli algoritmalar dahilinde; Clubhouse sana ek davetiye hakkı verebiliyor, böylelikle daha fazla arkadaşını uygulamaya davet edebiliyorsun.

Fark ettiysen burada bir kıtlık bilincinden söz ediyoruz. Uçaktaki business class’ta seyehat etmek gibi veya herhangi bir yerde VIP bir hizmet almak gibi. “Sen bir tanesin, özelsin, en önemlisin.” Uygulamanın sana verdiği duygu bu.

2- Hedef Kitle

Pazarlama dünyasında kullandığımız önemli hedef kitlelerden biri “early adopter”lardır. Yani “erken/önce adapte olanlar” veya “ilk gelenler/deneyimleyenler” olarak Türkçe’ye çevirebiliriz. Bu kitle, belirli ürün ve hizmetleri ne olursa olsun ilk kullanmak isteyen kitledir. Para, emek, zaman gibi kavramların hiçbir önemi yoktur. Önemli olan ilk olmaktır ve ilk olduğunu etrafına veya kendine göstermektir.

Örnek olarak ürün lansmanlarında Apple ürünleri için veya Playstation gibi bazı teknoloji ürünleri için uzun sıralar oluşturanları düşünebilirsin. Diğer gün sıra beklemeden alabilirsin, neden bekliyorsun ki diyebilirsin bu kişilere. Ama oradaki amaç hikayenin bir parçası olmak ve onu anlatmaktır. Ürünü ilk çıktığı gün aldım demek gibi. Benim hayatımdan bir örnek, Kadıköy-Kartal metrosu ilk açıldığı gün ne olursa olsun binmek istedim, annem ve babamla birlikte ilk gün metroya bindik. Metrolara takık olduğum için değil tabi ki 🙂 Kadıköy benim doğup büyüdüğüm yer ve çok seviyorum bölge olarak. Hikaye anlatmayı da seviyorum ve dolayısıyla bunu yaparak; şu an bile anlatabildiğim bir hikaye elde etmiş oldum.

Herkes bir şeyin early adopter’ı olabilir. Her konuda böyle olmak zaten mümkün değil. Clubhouse, özellikle teknoloji ve dijital dünyayı çok yakından takip eden early adopter kitlesini hedef aldı öncelikli olarak. Silikon Vadisi, teknoloji takipçileri, girişimciler, pazarlamacılar, bazı ünlüler ve internet fenomenleri ilk girenler oldu. Bu durum Türkiye’de de değişmedi. Önce teknolojiyi yakından takip edenler, pazarlama ve reklam dünyasındakiler ve girişimciler… Ve tabi ki internet fenomenleri ile bazı ünlü isimler.

3- Can Sıkıntısı ve Yeni Deneyim

Pandemi, insanların en önemli ihtiyaçlarından biri olan sosyalleşmeye de çok önemli bir darbe vurdu malum. Whatsapp mesajlaşmaları, görüntülü konuşmalar falan yetmedi, yetmiyor. Dolayısıyla bu tarafta büyüyen bir sosyalleşme açlığı var. İşte Clubhouse’un bence bir diğer önemli doldurduğu boşluk da tam burası.

Pandemi sonrasında insanları tekrar heyecanlandıran ve farklı bir sosyalleşme aracı olarak önümüze gelen Clubhouse, insanlara farklı bir deneyim yaşatıyor. Yeni her zaman iyidir. Değişim her zaman güzeldir. Seyahat ederek deneyim kazanmaya benzemese de, elimizdekiyle yetinmenin anlamını 2020’de acı da olsa öğrendik diye düşünüyorum.

ÜÇ HAFTALIK CLUBHOUSE DENEYİMİM (Kullanıcı ve Moderatör Olarak)

Yaklaşık 3 haftadır aktif olarak Clubhouse kullanıyorum. 2 haftadır da, birkaç arkadaşımla birlikte Salı ve Perşembe’leri Clubhouse’da akşamları saat 20:30’da bir program yapıyoruz ve beyaz yakalıların dertlerinden, fenomenlere kadar birçok konuyu ele aldık ve almaya da devam ediyoruz. Bu süreçte yaşadığım deneyimleri ve gözlemlerimi 5 maddede seninle de paylaşmak istiyorum.

No alt text provided for this image

1- Ünlülerin Ünsüzlere Konuk Olduğu Platform

Her program sonrası Instagram’da hikayelerimde de paylaştığım gibi burası en azından şimdilik ünlülerin ünsüzlere konuk olduğu bir platform. Belki şöyle demek daha doğru olabilir; büyük kitlelere hitap eden ünlülerin, sektör ünlülerine konuk olduğu platform. Örneğin bir programı Kaan Sekban’la birlikte yaptık, beyaz yakalılar ve toplantılar özelinde bir programdı, dinleyicilerin de çok keyif aldığını düşünüyorum. Hatta bir ara Haluk Levent geldi, çocuklar işlerim var bir merhaba demeye geldim hoşçakalın deyip gitti. Başka bir programa sevgili Arda Türkmen katıldı ve mutfaktaki hiyerarşi ile kurumsal dünyadaki hiyerarşiyi kıyaslama fırsatı bulduk. Normalde bu organizasyonları yapmak için büyük emek, enerji ve bütçe gerekebilirken (hem dinleyici, hem organizatör olarak bahsediyorum) burada tamamen spontan bir şekilde çok güzel programları organize edebiliyoruz veya dinleyici olarak katılabiliyoruz.

2- Moderasyon Her şey!

Özellikle moderasyon tarafında olunca bunu daha iyi anladım. Sonuçta her söz verdiğimiz insanı tanımıyoruz. Ve bazen çok sıkıcı bir hikaye veya sıkıcı olmasa bile insanların ilgisini azaltabilecek bir üslupta anlatanlar mutlaka oluyor. Buralarda nasıl dinleyicilerin dikkatini yüksek seviyede tutacağımız başlı başına bir konu. Gerçek bir konferans ve moderasyon deneyiminden hiçbir farkı olmadığını söyleyebilirim. Kime söz vereceğinden, kimin sözünü ne zaman keseceğine kadar birçok farklı konuda tecrübe kazanıyoruz bir yandan da.

3- Samimi Değilsen Elenirsin

Podcast’e başlama sebebim de buydu. Sesin samimiyetine çok inanıyorum. Sesimdeki tiremelerden bile bir konuyu anlatırken ne kadar heyecanlı olduğumu anlayabiliyorsun, değil mi? Clubhouse’da da aynı şekilde, hele de canlı olduğu için o samimiyet anında geçiyor dinleyicilere. Bir de karşı tarafın ne kadar hazır cevap ve hızlı düşünebildiğini anlamak için de güzel bir ortam olduğunu düşünüyorum. Sorulara hemen ve etkili cevap verebilenler önem kazanıyor bu platformda.

4- En başta herkes her şeyi söylüyordu, artık herkes daha kontrollü.

Özellikle ilk hafta görmen lazımdı. Zaten çok fazla kişi yok diye, herkes odalarda dedikodu yapıp birbirini gömüyordu. Hatta yüzlerce kişinin dinlediği odalarda bile marka ve yöneticileri gömenler oldu. Ama artık daha büyük bir kitle uygulamayı kullandığı için eskisi gibi değil, insanlar tabir-i caizse daha kontrollü gömüyorlar.

5- Süreklilik Önemli

İçerik üretiminde sürekliliğin önemini burada da gördük, her program biraz daha fazla dinleyici geliyor. Artık her program ortalama 250-400 kişi bandında bir dinleyicimiz var örneğin. İnsanlar sağ olsunlar değer verip gelip dinliyorlar, biz de onlara nasıl daha faydalı olabiliriz diye her program öncesi moderasyon ekibi olarak oturup çalışıyoruz. Karşılıklı bu samimiyet geçiyor sanırım. O yüzden sesin gücüne inanıyorum.

CLUBHOUSE NEREYE GİDER, NEYE EVRİLİR?

Tamam her şey iyi güzel, peki bundan sonra ne olacak, Clubhouse’la biz ne yapalım, bunları konuşmamız gerekirse yine birkaç maddede toparlamaya çalışayım.

No alt text provided for this image

1- Instagram mutlaka kopyalacak.

Buna herhalde hiçbirimiz şaşırmayız değil mi? Instagram, daha önce Snapchat’ten çaldığı hikaye özelliği gibi, odalarda sesli konuşma özelliğini de mutlaka yakın zamanda yayına alacaktır. İnsanlar Clubhouse’da mı kalmaya devam eder, yoksa Instagram’a geri mi dönerler, bunu konuşmak için hala çok erken.

2- Hem Android kullanıcılarına açılacak, hem de davetiye sistemi kalkacak.

Clubhouse, Android uygulaması için çoktan çalışmaya başladı, hatta Android yazılımcı için iş ilanlarını bile gördüm. Dolayısıyla mutlaka bir noktada Android kullanıcılarına da bu uygulamayı sunacaklar. Tahminimce davetiye sistemini de bir yerden sonra kaldırıp, herkesin uygulamayı kullanabilmesini sağlayacaklar.

3- Kapalı odaların önemi artacak.

İnsanlar birlikte bir hareket oluşturmak veya birlikte bir şey başarmak için burayı kullanacaklar. (örnek: kilo vermek, zamanı daha iyi yönetmek, kitap kulübü vb.) Rutin oluşturma konusunda, insanların topluluk olduğunda bazı şeyleri daha kolay başardığı ile ilgili araştırmalar mevcut. Özellikle insanların belirli konularda hayatlarını değiştirmek için özellikle kapalı odaları kullanacağını düşünüyorum. Örneğin 8 kişi toplanıp bir oda kuracakasınız, sadece siz konuşacaksınız. Whatsapp grubu kurmak gibi düşünebilirsin.

4- Instagram’ın süslü ve büyülü dünyasından sıkılanlara yeni bir liman olacak.

Imperfection adlı benim de çok sevdiğim bir akım var, kusurluluk olarak çevirebiliriz sanırım. Bunun yükseleceğini düşünüyorum. Instagram’da malum herkes en iyi anlarını, en iyi fotoğraflarını paylaşıyor. Clubhouse’da ise görüntü olmasa bile, sesin tüm çıplaklığıyla ortada. Eee’liyemezsin, ıı’layamazsın, yalan söyleyemezsin vesaire. Tüm kusurlarımızla Clubhouse’dayız yani.

5- Markalar ne yapacak?

Türkiye’de ilk sponsorlu içeriği Lipton ile Bartu ve Melikşah gerçekleştirdi. Bundan sonra da benzerlerini göreceğiz. Bir kişi olarak bir markanın yer alması şimdilik mümkün değil. Zaten mümkün olsa bile markanın sesi kim olacak gibi tartışmalara yol açacaktır bu. Bir de uygulamanın doğasına aykırı. Grup ve sayfa sistemiyle markaların entegre olduğu görebiliriz. Veya Lipton’un yaptığı gibi sunar, sundu konseptiyle ilerleyebilir bir süre. Tabi ki fikirlerim var ama burada anlatıp fırsatları kaçırmış olmak istemem 🙂 Burası bedava olmayan fikir 🙂

6- Clubhouse’un gelir modeli

Bununla ile ilgili birçok söylenti ve kurucular üzerinde de büyük bir baskı var. Açıkçası şu aşamada en doğru gelir modeli nedir diye söylemek çok kolay değil. Clubhouse’la ilgili en merak ettiğim konuların başında bu geliyor. Bu neden önemli? Çünkü birçok sosyal mecra para kazanmak için kullanıcı deneyiminden ödün verebiliyor. Clubhouse’un böyle yapıp yapmayacağını göreceğiz. İnsanlar bir deneyim için burada, dolayısıyla bu deneyime zarar vermeden mecrayı nasıl ayakta tutacaklarını hep birlikte göreceğiz.

7- Clubhouse da bir başka zaman hırsızı

Tabi ki Clubhouse’da hayatımızdaki zaman hırsızlarından bir diğeri. Hepimizin 24 saati var. 8 saati uykuya verelim. 8 saati işe veya okula verelim. Kaldı 8 saat. 2 saati yemeğe verelim. Kaldı 6. 1 saat ev işleri, evde yapmamız gerekenler desek, 1 saat de eve gelince annemizle babamızla eşimizle dostumuzla konuşsak diyelim, kişisel bakımımıza, hijyenimize vesaire de 1 saat ayırsak, kaldı 3 saat. O 3 saatte film mi izleyelim, kitap mı okuyalım, haberlere mi bakalım, Instagram’da mı gezelim, Clubhouse’da odalara mı girelim? Programlarımızdan biri ne kadar sürdü biliyor musun? 4 saat. Aralıksız 4 saat program yaptık, insanlar da bizimle birlikte dinledi.

Dolayısıyla bu beni başka bir şeyi düşünmeye itti tekrar. Zaman yönetimi. Evet gündemle ilgili bir bölüm oldu bu sefer ama yine de cebine ek bir şeyler koymadan gitmeni istemem. Eğer ilgini çektiyse bu kısmı en üstte paylaştığım podcast linkimden dinleyebilirsin.

Eğer bu yazıyı beğendiysen, ilgisini çekeceğini düşündüğün kişilerle de paylaşabilirsen sevinirim.

Bir sonraki makalede görüşmek üzere.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

© Hakan Şık. 2020. Tüm hakları saklıdır. All rights reserved.